EMEP’ten Sarsıcı Savunma: Saray Rejimi Ülke Üzerine Yüktür

12.09.2026 - 08:41
YAYINLANMA
4 DK
OKUNMA SÜRESİ
Google News

12 Eylül 1980 darbesinin 46. yıldönümünde Ankara’da bulunan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, “Saray rejimi ülke ve halk üzerinde bir yüktür. Kurtulup sırtımızdan atılmadıkça kimseye huzur; ekmek, barış, özgürlük yoktur. 12 Eylülcülerle hesaplaşmak, sermaye sınıfının faşizm yönelimini kırmak adına, şimdi birlik ve mücadele zamanıdır” dedi. Tüzel, bu açıklamasında 12 Eylül’ün hala etkili olduğunu, “Saray rejimi ülke ve halk üzerinde bir yüktür” diye vurgulayarak, “kurtulup sırtımızdan atılmadıkça kimseye huzur yok; ekmek, barış, özgürlük yoktur” ifadelerini tekrar etti.

İşte bu konuşma, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından kurulan düzenin bugün de sürdüğünü savunarak, “12 Eylül faşist cunta rejiminin ülkemiz siyasi hayatında yarattığı büyük tahribat halen aşılmış değil” diyerek, “Emekçi sınıfların ve devrimci gençliğin yükselen mücadelesinin, işçi sınıfının örgütlenmesinin önünü en şiddetli yöntemlerle kesmenin adıydı 12 Eylül askeri darbesi” şeklinde devam etti.

Sözleriyle, Tüzel “İdamlar, cezaevleri, işkenceler, sıkıyönetim, grev ve sendika yasakları, parti kapatmaları, işten atmalar ile adeta bütün bir ülkenin üzerinden geçmek anlamına geliyordu yaşananlar” diyerek, “Amaç belliydi; halkın hak arayışını vahşice sindirmek” şeklinde özetledi. Bu bağlamda, “Hedef veciz şekilde patron sınıfından dillendirilmişti; ‘Artık biz güleceğiz’ kaynaksa ‘dış dünya’dı. ABD’deki açıklama ‘Bizim çocuklar yaptı’ şeklindeydi” ifadelerini kullanarak, “Darbe bir NATO operasyonuydu” gibi ileri sürdü.

Tüzel, “O günden bu yana sermaye iktidarının emekçi sınıflara dönük saldırı politikaları şiddetlenerek arttı. Aynı şekilde ABD emperyalizmine göbekten bağımlılık da” diyerek, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi ve sonuçlarını örnekledi. “Erdoğan ile görüşmeden çıkan tüccar diplomat Barrack, ‘Türkiye-ABD ilişkileri hiç bu kadar güçlü olmamıştı’ diyerek hakkı teslim ediyordu” dedi. “Erdoğan ve Cumhur İttifakı yönetimindeki Saray oligarşisi eliyle, Barrack-Trump ikilisinin arzu ettiği, ‘Orta doğuda demokrasiye değil monarşiye ihtiyaç var’ saptaması ülkemizde gayet isabetli şekilde hayat buluyordu” diye devam etti.

Ayrıca, “2017 referandum hırsızlığından sonra 2018’de yürürlüğe giren, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adıyla dayatılan saray rejimi devam ediyor” diyerek, “12 Eylül’den bu yana gülenler, devlet teşviklerini, vahşi sömürü modellerini yeterli bulmadıklarından hep daha fazlasını istemekten çekinmediler” şeklinde tartıştı. “Geçen hafta sonu Cevdet Yılmaz – Mehmet Şimşek tarafından açıklanan OVP bildik bir sermaye sömürü programı olarak ‘yenilendi’” diye belirtti.

Tüzel, “12 Eylül’ün cunta şeflerinin ilk saldırdığı işçi sınıfı ve onun yolundan yürüyen gençlik olmuştu. Darbe sabahı gözaltına alınan İTÜ gençliğinin önderlerinden Ekrem Ekşi, gördüğü işkence sonucu 14 Ekim’de ‘Ben kazandım’ diyerek can verdi” diyerek, “Aynı şekilde binlerce devrimci genç yurt sathında gözaltılarla işkenceden geçirildi, yüzlercesi hayattan kopartıldı” olarak özetledi.

Bütün bunları anlatırken Tüzel, “İşçi sınıfımız, emekçiler, kadınlar ve gençliğimiz çok iyi farkındadır ki, bu 12 Eylül devamcısı saray rejimi ülke ve halk üzerinde bir yüktür. Kurtulup sırtımızdan atılmadıkça kimseye huzur; ekmek, barış, özgürlük yoktur” diyerek, “Partimiz, ülkemiz emekçi evlerine, kent ve kırın yoksullarına, ağır çalışma ve yaşam koşullarında hayat kavgası veren işçi sınıfımıza, mücadelenin örgütleyicisi olacak bütün müttefik güçlere birleşme ve sesini yükseltme çağrısı yapmaktadır” diye bitirdi.

Neyse ki bu konuşma, “Her gün yeni bir saldırı dalgası ile uyanmamak, 12 Eylülcülerle hesaplaşmak, sermaye sınıfının faşizm yönelimini kırmak adına, şimdi birlik ve mücadele zamanıdır” diyen Tüzel’in sözleriyle son buldu. Bakın ne oldu, bu bir halk hareketi mi yoksa sadece bir söz mü?

Kaynak: Orijinal Haber

admin
Yazar hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Tüm Yazıları Görüntüle →
22

Yorum Yap