İYİ Parti Olgun, Çerçeve Yasa Eleştirisiyle Dünya Barış Günü’nde Savaşını Salla

01.09.2026 - 13:11
YAYINLANMA
3 DK
OKUNMA SÜRESİ
Google News

(ANKARA) – 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun, çerçeve yasa konusundaki eleştirisini sert bir dille dile getirdi. Sözlerini “Barış” adı altında sunulan çerçeve yasa, hukukun temelini tersine çeviriyor dedi. Bakın ne oldu, olay yerinden, sokağa çıktı da, biz de takip ediyoruz.

Olgun, açıklamasında “BARIŞ GÜNÜ’NÜ SÖZDE BARIŞ SÜRECİ OLARAK ADLANDIRYAN SÜRECİN GÖLGESİNDE İDRAK EDİYORUZ” diyerek, resmi gazete’de yayımlanan çerçeve yasayı “sözde barış süreci” olarak nitelendirdi. Sözde barış süreci, halkın vicdanına derin bir yanılsama yaratıyor; savaş kavramının kendisini de ki, “Savaş” dedi, ama aslında kimse kavramı tam olarak anladı mı? Bir devletin içindeki terör örgütüyle mücadelesi, 1949 Cenevre Sözleşmeleri’nden yola çıkarak uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışma olarak sınıflandırılıyor, ama bu durum da “savaş”tan farklı, değil mi?

İlk maddede “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” diye yer alıyor, 5. ve 14. maddeler ise bütünlüğü koruma ve bölücü faaliyetleri yasaklama ilkelerini anlatıyor. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun 1314. maddesi de bu tabloyu netleştiriyor. Öyle ki, devlete karşı silah başkaldıran örgütle mücadele, “savaş” değil, “isyan”ın bastırılması, meşru otoritenin yeniden tesisidir. Biz de öyle mi anladık?

Olgun, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini bir devlet felsefesi olarak benimsediğini vurguladı. “Hakiki barışın ancak hukukun üstünlüğü ve kavramların yerli yerinde kullanılmasıyla inşa edilebileceğine inanıyoruz” dedi. İktidar partisi, süreci “savaş ve barış” ikilisi üzerinden sunuyorsa, 1907 tarihli Lahey Sözleşmeleri’nden bu yana uluslararası hukukun genel ilkeleri, çatışmayı başlatan tarafın sorumluluğunu öngörüyor. “Jus post bellum” ilkeleri, başlatan tarafın sorumluluğunu vurguluyor, ama biz de buna bakarken, çerçeve yasa bunu tersine çeviriyor, değil mi?

Sonunda Olgun, “Bugün barış adı altında sunulan bu çerçeve, hukuki sorumluluğu ve mağduriyet dengesini tersine çeviren bir dil üzerine inşa edilmiş. Dünya Barış Günü’nün özüyle de, hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmıyor” diyerek konuyu kapattı. Sanki bir şeyler eksik gibi hissediyor, ama aslında bu, dolayısıyla “barış” kavramının ne demek olduğunu yeniden soruyor. Bakalım bundan sonra ne olacak, ne anlatılacak?

Kaynak: Orijinal Haber

admin
Yazar hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Tüm Yazıları Görüntüle →
18

Yorum Yap

İYİ Parti Kritikleri: Çerçeve Yasa Teklifi Meclis’i ‘Tescil Makamına’ Düşürdü

10.08.2026 - 12:20
YAYINLANMA
3 DK
OKUNMA SÜRESİ
Google News

TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan çarpıcı anlar, 12 Ağustos sabahı İstanbul’da, Celan Adan başkanlığında toplandı. Müsavat Dervişoğlu’nun “Silahsızlanma, dağılma, entegrasyon sıralaması tersine çevrildi” iddiası, büyük yankı uyandırdı. Meclis’in ‘tüm’ yetkisiyle hazırlanan “Terörsüz Türkiye” sürecine dair çerçeve yasa teklifi, beklenen şeffaflık yerine gizlilikle yüklü bir adım olarak algılandı. Bu olay, TBMM’de hem siyasi hem de halk arasında soru işaretleri oluşturdu.

Dervişoğlu, “Meclis sürecin başındaki gibi sadece bir tescil makamına indirgenmiştir” diyerek başladı. Sözleriyle meclis iradesini “zedeledi” diyerek, terör mağdurlarının adalet beklentisini göz ardı ettiğini iddia etti. “İmralı’daki terör hükümlüsünün onayından geçerken Türk milletinden gizlendi” diyerek, teklifin “bilinmiyor” olduğunu vurguladı. Bu sözlerin ardından Meclis’de bir ses yükseldi; “Bu tekniğin ‘tüm’ süreçte bir tescil makamı olarak kalması, demokratik prensipleri baltalıyor” diye seslenildi.

Kısaca “silahsızlanma, dağılma, entegrasyon” sıralamasını tersine çeviren yasa, Kolombiya, Kuzey İrlanda gibi örneklerdeki yasal düzenlemelerle çelişiyor. Dervişoğlu, “Yasal adım bir ödüldür; önce hak edilir, sonra verilir” diyerek, bağımsız yargının rolünü öne çıkardı. Aynı zamanda “Kolombiya’da silahsızlanma önce yasal düzenleme, sonra ceza indirimi” diyerek, Türkiye’deki yaklaşımı eleştirdi. Bu argüman, Meclis içinde tartışmayı kızıştırdı; “İlk önce hak, sonra ver, ama burada tek tescil var” diye seslenildi.

Önce “silahsızlanma” kazanımı verildi, sonra “silahsızlanma vaat” belki de geleceğe bırakıldı. Dervişoğlu, “Bu düzenleme, devleti örgüt karşısında eşit bir sözleşmeci gibi gösteriyor” diyerek, terör örgütü PKK’nın silahsızlandırılması yerine “siyasete kazandırma” hedefini vurguladı. Meclis üyeleri ise “Bu, bir ‘terör’ değil, bir ‘terörleşme’ var” diyerek, teklifi “fail odaklı” olarak nitelendirdi. Söz konusu yasa, “şehitler, gaziler ve terör mağdurlarının adalet beklentisini” gözetmiyor; “Kardeşlik” ve “hüküm” kavramlarını yalnızca “tüm” diye bağlamış.

Bu tartışma, Meclis’in milli egemenliğin temsil edildiği bir ortam olduğunu hatırlatırken, “de/da” kullanımında hatalar da ortaya çıktı. Dervişoğlu’nun “İşin özü, bu yasayla Cumhurbaşkanı’ya bu kadar sıfatından sonra bir de başkadılık makamı bahşediliyor” açıklaması, “ERDOĞAN’ı tam yetkili ama aynı zamanda tam sorumsuz kılmak” iddialarıyla birleşti. Bu yüzden, “Gelişmeler” devam ediyor, “Bakalım bundan sonra ne olacak?” diye hepimizi düşündürüyor.

Kaynak: Orijinal Haber

admin
Yazar hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Tüm Yazıları Görüntüle →
16

Yorum Yap